İzleyelim, Puanlayalım - 2 -

Konumuz Sinema, neden Sinema, hangi Sinema, Sinema ve sadece Sinema

Mesajgönderen Tony » 22 Mar 2012 00:43

Resim

Gunga Din (1939)
Yönetmen: George Stevens

Hayal kırıklığı... Konuyu bilmeden izledim, militarist dramları sanırım eskisi kadar sevmiyorum; ama kesinlikle From Here to Eternity, bundan daha iyi bir film, bir bütün olarak yani...

Resim

The Spy Who Came in from the Cold (1965)
Yönetmen: Martin Ritt

John le Carré'nin (Tinker Tailor Soldier Spy, The Constant Gardener) aynı adlı son 50 yılın en iyi casusluk romanı seçilen eserinden uyarlanan, muhteşem bir film. Bu filmde de Tinker Tailor Soldier Spy'daki karakterlerin yanında, teşkilatın diğer üyelerinin görevlerine ve özel hayatlarına tanık oluyoruz, izlenmesi gerekir.
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 23 Mar 2012 04:12

Resim

1984 (1984)
Yönetmen: Michael Radford

Böylesine dünyaya mâl olmuş bir romanı beyazperdeye taşımak büyük bir risk, kitabı sevenler filmi başarısız buluyor haliyle; ama gene de izlenmeli bence. Gerçekten düşünce olarak gelmiş geçmiş en büyüleyici, çarpıcı, sarsıcı ve korkutucu distopya örneklerinden biri...
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 24 Mar 2012 02:43

Resim

Under the Volcano (1984)
Yönetmen: John Huston

Malcolm Lowry'nin sinemaya uyarlanması imkansıza yakın romanını, büyük bir risk alarak başarıyla filme aktarmış Huston. A. Finney'nin bu rolüyle oskar alamaması da akademinin bir diğer ayıbı. Öte yandan, gerçekten zor bir film, çünkü sindirilmesi çok zor bir kitabın uyarlaması. 1957'de 44 yaşında intihar ederek yaşamını sonlandıran Lowry'nin yarı-otobiyografik romanının uyarlaması. Yüz yılın 100 kitabı listesinden...Bana 5 yıl önce hediye edilen ve o zaman da nadir rastlanan bir kitap, gizli hazine, muhteşem bir film (:
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 25 Mar 2012 23:06

Resim

Sydney (1996)
Yönetmen: Paul Thomas Anderson


Hard Eight ya da yönetmenin söylemiyle "Sydney" Boogie Nights, Magnolia, Punch-Drunk Love ve There Will Be Blood filmleriyle belirli bir hayran kitlesi yaratmış Paul Thomas Anderson'un ilk uzun metrajlı filmi. Belki çok büyük hayranlık uyandıracak bir film değil; ama bence başarılı ve sürükleyici. Oyuncu kadrosu zaten bir yıldızlar geçidi (:
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 27 Mar 2012 01:11

Resim

Soylent Green (1973)
Yönetmen: Richard Fleischer

Önemli distopya örneklerinden... Unutulmaz bir kült film...
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 28 Mar 2012 01:39

Never Let Me Go (2010)
Yönetmen: Mark Romanek

Japon asıllı yazar Kazuo Ishiguro'nun (Günden Kalanlar ile kalplere taht kurmuştu, Merchant&Ivory'nin en iyi işlerinden olan A. Hopkins'in zirve filmi de kendisinden uyarlanmıştı, izleyenler unutmaz) 2005'te yayımlanan kitabından uyarlanan, sarsıcı bir film. Drama/romance ile kategorilendirmiş Imdb; ama film bir distopya örneği. İzlemeniz önerilir; ama mendillerinizi de hazırlayın (:

Filmin topici
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 29 Mar 2012 03:01

Resim

The Beach (2000)
Yönetmen: Danny Boyle

Alex Garland'ın romanından uyarlanan Kumsal, gerçek anlamda anlaşılamayan bir Boyle filmi olarak kaldı ne yazık ki. Aslında herkesin bazen söylediği "buralardan çok uzaklara gitmek istiyorum" sözünü gerçekleştirdiğinde, acaba gittiği yerdeki "cennet"te mevcut alışkanlıklarını, kapitalist düzenin getirdiği yapay konforu ve rahatına düşkünlüğünü bir kenara bırakıp, gerçek birer 'idealist' olabilecek midir? Sorusunun cevabı gibi... Hani çok entelektüeliz, eleştiririz; ama iş kendi alışkanlıklarımızdan ve zevklerimizden ödün vermeye gelince dudak bükeriz... Kitabı okumadım; ama film güzel, içine girmesi biraz zor olsa da, izlenmeli...
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 30 Mar 2012 01:54

Resim

Hwanghae (2010)
Yönetmen: Hong-jin Na

Nefes kesen ve koltuğa çivileyen bir 2.5 saatin ardından yorum yapabiliyorum (: Hong-jin Na, kuşkusuz ilk filmi Chugyeogja ile belirli bir hayran kitlesi kazanmıştı, gerçekten oldukça sağlam bir gerilime imza atmıştı, böylelikle bu başarısının tesadüf olmadığını ve tek atımlık olmadığını bence bu ikinci filmiyle kanıtlamış oldu ki bence ilk filminden de sağlam bir iş olmuş. Ayrıca filmdeki Myun karakteri (ayakta alkışlanması gereken performansıyla Yun-seok Kim) sinema tarihinin gördüğü en büyük psikopatlardan biri olarak aklımda yerini aldı (: Oldukça kanlı ve sarsıcı bir film, ötekisinema'daki incelemesini okumanız da tavsiye edilir, ülkemizde de geçen hafta vizyondaydı.
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 02 Nis 2012 02:51

Resim

THX 1138 (1971)
Yönetmen: George Lucas

Lucas'ın, FF Coppola yapımcılığında, R. Duvall ve D. Pleasence gibi dev oyuncuları bünyesinde barındıran ilk uzun metrajlı filmi. İnsanların çeşitli ilaçlarla robotlaştırıldığı, aile kavramının yok edildiği, yeraltında kurulan ve sürekli kameralarla izlenen garip ve ruhsuz bir şehirde geçen distopik bir film. Saygı duyarız, güzel film (:

Resim

The Man from Earth (2007)
Yönetmen: Richard Schenkman

İlginç bir film Dünyalı... Bir bilim-kurgu; fakat tek bir mekanda diyaloglar üzerine kurulu 87 dakikalık bir film. 200 bin dolarlık bütçesiyle bir bağımsız yapım. Çoğu kişi izlemiştir gerçi de, önyargılardan uzak bir şans vermek gerekir, konusunu neresinden yazsan olmaz, o yüzden 14.000 yıldır yaşadığını ve yaşlanmadığını iddia eden bir adam ve arkadaşları (sevgilisi, bir din bilimci, biyolog, psikiyatrist ve arkeolog) arasındaki karşılıklı diyaloglarla geçer film. Bazı yönlerden K-Pax'e, mekan ve karakter kullanımı açısından da Roeg'un Insignificance (Önemsizlik) filmine benziyor. İzlenmeli... (Bluray'e falan girmenize gerek yok, zaten tek odada geçiyor film, sadece diyalog (:)

"- Zaman… Göremeyiz, duyamayız, tartamayız, laboratuvarda ölçemeyiz. Bir nanosaniye önce olduğumuz ile, şimdiki oluşumuz ve bir nanosaniye sonraki olacağımız, subjektif var oluş farkındalığı. Hopiler zamanı bir manzara olarak düşünmüşler; önümüzde, arkamızda var olan bir manzara.Ve biz onun içinde ilerliyoruz, dilim dilim.
+ Saatler zamanı ölçer ama.
- Hayır, saatler kendilerini ölçer. Bir saatin... referansı yine başka bir saattir."
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 04 Nis 2012 03:37

Resim

Le silence de la Mer (1949)
Yönetmen: Jean-Pierre Melville

Denizin Sessizliği, Melville'in ilk filmi... Uzun zamandır en çok izlemeyi istediğim filmlerdendi, kısmet bu geceyeymiş. :) Aldığı bir yaradan dolayı yatması gereken bir Alman subayı (Vernon), yaşlı bir Fransız (Robain) ve yeğeninin (Stéphane) evinde konaklamaktadır. Nefret edilen işgalciyle tek kelime bile konuşmayı reddedişlerini saygıyla karşılar ve onların suskunluğuna, savaştan önceki yaşamın...ı, değer verdiği şeyleri anlattığı, bir dizi monologla karşılık verir. Kendisi hakkında açıkladığı şeyler kızın ona aşık olmasına neden olur ama kız duygularını ona açıklayamaz. Melville'in Vercors'un Fransız direnişi hakkındaki klasik uzun öyküsünden uyarladığı, sıradışı sayılan ilk uzun filmi. Yönetmen aynı konuya Léon Morin, Papaz ve Gölgeler Ordusu adlı filmlerinde geri dönecektir. Yönetmen, "Hareketin az çok uzaklaştırıldığı, tamamen görüntü ve seslerden oluşan bir dili yakalamaya çalıştım" diyor. Geçip giden ifadeler ve anlık bakışlardan oluşan yeni bir sinema dilinin hayal edilebilecek en cesur şekilde kullanıldığı film, Bresson'u ve Fransız Yeni Dalgası'nı köklü bir biçimde etkilemiştir. (Gezici Festival'den) Politik bağlamda çok önemli şeyler söyleyen, aslında siyasi çıkarların, ulusların genel olarak kültürlerini yok etmeye yönelik olduğunu ve entelektüel değerlerin evrenselliğini vurgulayan, oldukça güzel ve etkileyici bir çalışma. Mutlaka izlenmesi gerekir...
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 06 Nis 2012 22:08

Resim

Martha Marcy May Marlene (2011)
Yönetmen: Sean Durkin

Geçen yılın dikkat çekici bağımsızlarından, ayrıca bir ilk film. Ben oldukça beğendim, yönetmeni takip etmek lazım...
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 08 Nis 2012 00:00

Resim
Point Break (1991)
Yönetmen: Kathryn Bigelow

İzleyeli yıllar olmuştu, bugün anıları tazeledim, gene büyük bir keyifle izledim, Bigelow'un en iyi işi belki de...

Resim
Breakdown (1997)
Yönetmen: Jonathan Mostow

Mostow'un, belki de herkesin bir zamanlar tv'de denk gelip izlediği, unutulmaz filmi Tuzak adıyla bizde gösterilmişti. İş değişikliği nedeniyle yüklü borçlar altında sıfır lüks jipleriyle yolculuk eden bir karı-koca, araçlarının bozulmasıyla yolda kalır. Bir tır şöföründen yardım isterler, şöför de 40 km uzaktaki kasabadan yardım bulunabileceğini ve burada telefonların çekmediğini, telsizle iletiş...im kurulduğunu söyler. Herif, karısını tıra bindirir kendi de arabada bekler tamirci gelmesini, tabii tamirci gelmez ve kadın kaybolur. :) Sonrası işte karısını aramasıyla devam ediyor, adrenalin yükseklerde oldukça güzel bir filmdir. Konu bakımından biraz Spoorloos'u andırsa da daha farklı bir film. Kendine özel hayran kitlesi de - özellikle ülkemizde - azımsanmayacak sayıda mevcut :) Amerikan rüyasına ve mutlu mesut aile yaşantısına da bir çizik atmış Mostow... Ana karakterler üzerinden değil ama :)
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen cesur_mavi » 17 Nis 2012 15:29

La fleur du mal - 71

Tasogare Seibei - 73

The Big Red One - 83

The unknown 1927 - 90

Freaks - 95 Dehşet ürkütücü sinir bozucu manyak bi film. :D

Dracula 1931 - 77 İzlediğim en iyi dracula filmlerinden biriydi.

Sanjuro - 85

Belle de jour - 82

Europa - 85

Une affaire de femmes - 80

The Magnificent Ambersons - 78
Yitirilmiş olanla yok edilmiş olan arasında derin bir uçurum vardır. Birincisi uygarlığın nedenidir, ikincisi nedensizliğin nedeni.Andre Breton
Kullanıcı avatarı
cesur_mavi
Düşünmek Görmektir
 
Mesajlar: 821
Kayıt: 18 Oca 2006 00:21
Konum: istanbul

Mesajgönderen bozkurt » 22 Nis 2012 13:16

Tony yazdı:Resim

Martha Marcy May Marlene (2011)
Yönetmen: Sean Durkin

Geçen yılın dikkat çekici bağımsızlarından, ayrıca bir ilk film. Ben oldukça beğendim, yönetmeni takip etmek lazım...


Süper cover
Kullanıcı avatarı
bozkurt
Vasili Zaitsev
 
Mesajlar: 5843
Kayıt: 05 Tem 2002 14:20
Konum: Stuttgart

Mesajgönderen Tony » 23 Nis 2012 00:07

Resim

The Machinist (2004)
Yönetmen: Brad Anderson

Müthiş bir oyunculuk, görüntü yönetimi ve kurgu... Holywood bu muhteşem projeyi desteklemediği için dizlerini ne kadar dövmüştür kimbilir :) Sırrını sonuna kadar koruyan, boğucu atmosferiyle karakterin iç dünyasına sizi de sokan, gerçekten unutulmaz bir yapım. İzlemekte biraz geç kaldım :)

Resim

Haywire (2011)
Yönetmen: Steven Soderbergh

Bir Soderbergh filmi olduğunu belli yerlerde hissettirse de, iyi bir film değil maalesef. Yönetmenin filmografisinin en zayıf halkalarından birisi diyebilirim.

Resim

Marathon Man (1976)
Yönetmen: John Schlesinger

Çocukken tv'de izlemiştim, tekrar izlemekten sıkılmadım; hâlâ sarsıcılığını koruyan, önemli bir film. :)

Resim

At Close Range (1986)
Yönetmen: James Foley

Walken'ın, tarihteki en pislik babalardan birini canlandırdığı, Foley'in belirli bir hayran kitlesine sahip filmi. 70'lerde Amerika'da gerçekten yaşamış bir suç makinesi aileden yola çıkan senaryosuyla, izlemeye değer. Kötü adam rolünün Walken'a neden yapıştığının da geçmişten bir kanıtı :)

Resim

Night Moves (1975)
Yönetmen: Arthur Penn

‎28 Eylül 2010'da kaybettiğimiz, Holywood'un ayrıksı ustalarından Arthur Penn'in, filmografisi içindeki en kült ve bana (ve birçok otoriteye) göre, en önemli filmi. Hiçbir zaman genel beğeniye hitap eden filmler çekmeyen, merkeze hep bir anti-kahraman oturtan, muhalif, eleştirel ve mutlaka söylecek bir şeyleri olan bir yönetmenin kariyerindek, en özel film belki de.
Filmin detaylı incelemesi, Altyazı dergisi Kasım 2010 sayısında "ARTHUR PENN anısına. Usta yönetmenin gölgede kalmış film noir şaheseri ‘Night Moves’u inceliyoruz" Başlığı altında 3 tam sayfa olarak mevcut.
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen amelie » 23 Nis 2012 20:00

Haywire, belli ki oyuncuların da yönetmenin de haz aldığı bir film, karizma da. Ancak Soderbergh'in esas delirdiğinin kanıtı Magic Mike olsa gerek http://www.imdb.com/title/tt1915581/ :roll: :roll:

bi izleyin fragmanını bi yerlerden
Balık krakerim...
Kullanıcı avatarı
amelie
queen
 
Mesajlar: 5484
Kayıt: 05 Mar 2003 12:10

Mesajgönderen Tony » 23 Nis 2012 20:44

amelie yazdı:Haywire, belli ki oyuncuların da yönetmenin de haz aldığı bir film, karizma da. Ancak Soderbergh'in esas delirdiğinin kanıtı Magic Mike olsa gerek http://www.imdb.com/title/tt1915581/ :roll: :roll:

bi izleyin fragmanını bi yerlerden

Evet, hakkaten delirmiş :mrgreen:
Soderbergh, sanırım kendi içinde bir çıkmaza girdi; zaten birkaç film daha çekip, sinemayı bırakacağını açıklamıştı yanılmıyorsam.
İlk başta, sen delirmiş diyince Schizopolis tarzı bir şeyler bekliyordum; ama fragmanı izleyince ne demek istediğini anladım :mrgreen: :shock:
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 25 Nis 2012 12:51

Resim

Klute (1971)
Yönetmen: Alan J. Pakula

Alan J. Pakula'nın paranoya üçlemesinin ilk halkası. Parallax View ile devam edip all the President's Men ile sonlanan bu muhteşem üçlemeye gerçekten muhteşem bir giriş. Belli bir türe sokmak, baya zor aslında bu filmi. Bana sorulsa, aşk derdim... Hitchcock'un da neredeyse tüm filmlerinin türü özünde aşk'tır; ama o hep gerilim ustası olarak bilinir. Jane Fonda'ya en iyi kadın oyuncu oscar'ını kazandıran, kadın ruhunun derinliklerine inen, D. Sutherland'in her zamanki muhteşem soğukkanlılığıyla kendine hayran bıraktığı, gerçekten özel bir film.

Resim

Simple Men (1992)
Yönetmen: Hal Hartley

Amerikan Bağımsız Sineması'nın 90'lardaki önemli örneklerinden biri. :) The Book of Life'ı seneler önce izleyip yönetmeni tanımıştım, o yüzden ne beklediğimi biliyordum :) Çok güzel bir film, Hartley filmlerinin hepsini izlemek şart oldu :)
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 28 Nis 2012 00:46

Resim

Sophie's Choice (1982)
Yönetmen: Alan J. Pakula

‎10 yıldır izlemek isteyip de bir türlü fırsat bulamıyordum, iyi oldu, 2 günde bitirdim :) Streep'e oscar getiren, Kline'dan izleyenleri nefret ettiren ve izleyenleri sonlarda zorlayan bir film. İzleyip de unutan çok azdır malum final bölümünü :)
Filmde 2 yerde geçen, Emily Dickinson'ın bu şiiri de paylaşılmaya değer diye düşündüm:

"Ample, genişçe hazırla bu yatağı

... Hazırla bu yatağı huşu ile

Kıyamet kopana dek bekle içinde

Kusursuz ve güzelce



Şiltesi düzgün olsun

Yastığıysa kabarık

Günün sarı lekesi

Bu mekânı bozmasın.

(Emily Dickinson)

Resim

Laurin (1989)
Yönetmen: Robert Sigl

Macaristan sinemasının o muhteşem görselliği ve hikayenin önüne geçen mekan kullanımıyla, çocukluğumda izlediğim tarzda, muhteşem bir korku örneği. Konu: Dokuz yaşında bir kız olan Laurin, genç annesi Flora, babası Arne ve garip bir kadın olan anneannesi Olga ile ormanın ortasında bir şatoda yaşamaktadır. Bir gece Flora, kocasını yolcu etmek üzere limana gider. Bu fırtınalı gecede eve dönerken esrarengiz bir şekilde köprüden nehre düşer ve boğulur. Laurin, kasabayı kötülük ve uğursuzluğun sardığına inanmaktadır. Özel bir film... Gözlerimin pası silindi :)
Ayrıca, yönetmenin ilk ve tek sinema filmi. Bu ilk filmden sonra birkaç tv filmi çekmiş; ama bir daha hiç sinema filmi çekmemiş.
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

Mesajgönderen Tony » 13 May 2012 02:17

Resim

Ne le dis à personne (2006)
Yönetmen: Guillaume Canet

Abartıldığı kadar güzel bulmadım bu filmi. Bir kere süresi ciddi anlamda uzun, o karaktere de biraz girelim, öbürüne de derken karman çorman edilip, birçok karakter derinleştirilemeden havada bırakılmış. Öte yandan, gizem filmlerinin sırlarını bu kadar ilkokul çocuğuna ders verir gibi anlatmak, yönetmenlik açısından zayıf kalmış. Gene de süresi sıkmazsa izlenebilir.

Resim

The Killing Fields (1984)
Yönetmen: Roland Joffé

‎3 Oskar ödüllü (En iyi kurgu, yrd. erkek oyuncu ve tabii ki görüntü yönetmeni dallarında) bir İngiliz filmi. Yan rollerde J. Malkocivh ve Julian Sands gibi önemli isimler de var. Muhteşem bir görüntü yönetimi, politik bir film... Amerika'nın Vietnam'daki batışı, radyodan da duyduğumuz Watergate skandalı, halktan gizlenen askeri bombardımanlar ve hepsinin ardında fakir bir ülkede yaşanan insanlık dramı... Zamanında binlerce sivili sebepsiz öldürüp gömen ve bu bölgeye Ölüm Tarlaları adı verilen Kamboçya'nın nasıl bir yer olduğunu görmek için bile izlenmeli. Filmi 2 günde anca bitirebildim, 2 saat 20 dk. civarı :)

Battleship (2012)
Yönetmen: Peter Berg

Aman diyim! Uzak durun...

Resim

Los cronocrímenes (2007)
Yönetmen: Nacho Vigalondo

Bu film önemli... Üzerinde çokça tartışma yapıldı, son dönem İspanyol sinemasından, minimalist ve önemli bir bilim-kurgu. Iskalanmamalı... Zira yeniden çevrimi gelecektir muhtemelen.
Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
Chamfort
Kullanıcı avatarı
Tony
Arthur Schopenhauer
 
Mesajlar: 20799
Kayıt: 17 Eki 2003 17:12

ÖncekiSonraki

Dön Sinema

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron